Psikoterapi, psikiyatrik bozukluklarda atakların anlık ve genele yayılmış olarak önlenmesinde oldukça etkilidir. Psikoterapi işlevsel olmayan süreçler ve duygusal bilgi işleme süreçleri üzerinden ilerlediğinden, stresle başa çıkma problem çözme gibi becerilerini bireylere kazandırır dolayısıyla kişinin semptomları geriler. Kişinin inanç sistemi ve duygusal durumu davranışlarının üzerinde etkisi olduğundan psikoterapinin beyinde yapısal ve işlevsel değişime etkisi yadsınamaz bir gerçektir.
Bilimsel gelişmelerin etkisiyle birçok beyin görüntüleme tekniği gelişmiştir. Bu teknikler arasında oldukça işlevsel olan beyin görüntüleme teknikleri vardır, bunlardan birkaçı; Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI), Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) ve Tekli Foton Emisyon Tomografisi (SPECT).
Farklı ekollerin yanı sıra, bilişsel davranışçı terapi (BDT), kişiler arası terapi ve psikodinamik yaklaşımlar gibi bir dizi terapötik uygulama yapılan hastalarda önemli sayıda nörogörüntüleme çalışmaları bildirilmiştir. Psikoterapiyle alınan klinik verimin nörobiyolojik yansımaları henüz tam olarak bilinmemektedir. Fakat çalışmalar nöroplastisite (yaşadığımız deneyimlerin beyinde yarattığı fiziksel değişim), belleğin yeniden yapılandırılması ve gen ifadesi değişikliklerine dair bulgular üzerinde yoğunlaşmaktadır.
BDT, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan oldukça yaygın bir psikoterapi yöntemidir. Bilişsel davranışçı kurama göre depresyon ve diğer psikiyatrik bozuklukların altında aşırı genelleme, aşırı kişiselleştirme, seçici odaklanma, hep ya da hiç şeklinde düşünme ve felaketleştirme gibi yanlış inançlar, yinelenen olumsuz düşünceler ve uygunsuz bilgi işleme süreçleri yatmaktadır. Araştırmalar Majör Depresif Bozuklukta ruminasyonlar (tekrarlayıcı bir şekilde düşüncelerin zihinde dönüp durması) ve kendini olumsuz değerlendirme gibi uygunsuz otomatik düşünce süreçlerinin prefrontal korteks (PFK) ve anterior singulat kortekste (ASK) hiperaktiviteye bağlı olduğu gösterilmiştir.
Hastalar duygusal kararlar alırken korteksin solunda hipoaktive, sağında ise hiperaktivite olduğu gözlenmiştir. Majör Depresif Bozuklukta duygusal uyaranlarla baş etme zorluklarının ardında yatan nedeni PFK ile amigdala arasındaki bağlantının ihlali olduğu iddia edilmektedir.
Goldapple ve arkadaşları 2004 yılında yaptıkları bir çalışmada, BDT tedavisinden önce ve sonra PET ile tüm beyin metabolizmasını inceler ve psikoterapi ile farmakoterapiyi karşılaştırmış, her iki tedavi grubunda da depresyon şiddetinde benzer düzeyde iyileşme gözlemişlerdir.
Yapılan çalışmaların sonucunda depresyon psikoterapisinde singulat korteksin önemli bir rol oynadığı gözlemlenmiştir. Bir çalışmada tedaviye cevap vermeyen hastalarda tedavi öncesinde subgenual singulat korteks arasındaki ara yüzde etkinlik azalması; tedaviye cevap veren hastalarda iste etkinlik artışı söz konusudur.
Depresyon dışında yapılan çalışmalara baktığımızda, Baxter ve ark. tarafından obsesif kompulsif hastalarda gerçekleştirilen bir PET çalışması bulunmaktadır. Araştırmacılar obsesif kompulsif hastalarda BDT’nin ve imipramin tedavisinin rostral kaudat çekirdeğinin aşırı aktivasyonunda benzer bir azalmaya neden olduğunu göstermişlerdir. Ayrıca Furmark ve arkadaşları ve Paquette ve ark. sırasıyla sosyal fobide ve örümcek fobisinde başarılı BDT tedavisinden sonra BDT’nin beyni fonksiyonel olarak “yeniden yapılandırabildiği” sonucuna varmışlardır.
Psikiyatrik bozukluklarda, duygusal bilgi işleme mekanizmalarındaki işleyiş sorunlarını düzeltmek amacıyla bazı telafi edici süreçler devreye girmekte, prefrontal korteks, anterior singulat korteks, amigdala ve diğer limbik sistem yapılarında işlevsel sorunlar ortaya çıkmaktadır. Genel olarak PFK’nin singulat korteks ve amigdala üzerindeki kontrol etkisinin azaldığı ve bu yapılar arasındaki çok yönlü ilişkinin bozulduğu ifade edilmektedir. Psikoterapi sayesinde tekrar öğrenmenin sinaptik plastisite ve gen ifadesini değiştirip beynin yapısal ve işlevsel açıdan olumlu yönde etkilenmesi beklenir. Duygusal deneyim yoluyla gen ifadesinin değiştirildiği yolunda kanıtlar bulunmaktadır. Psikoterapiyle elde edilen nörofonksiyonel değişikliklerle ilgili iki olasılık bulunmaktadır. İlki; terapinin psikopatolojiyle ilişkili yapısal ya işlevsel anormallikleri tersine çevirdiği şeklindedir. Yani psikoterapi beynin yapısını ve işlevini “normalize” edebilir. Diğer olasılık ise tedaviden önce bireyin beyin alanlarında değişikliklere neden olabileceği şeklindedir. Bunlardan ilki, OKB depresyon veya şizofreni hastalarında psikoterapinin beyin fonksiyonlarını normale çevirmesiyle sonuçlandığı kanıtlanmıştır.
Kaynak:
GÖNENİR ERBAY, L., & ÜNAL, S. (2017). Terapi Beyinde Ne Yapar? Turkiye Klinikleri J Child Psychiatry, 163-168.