EMDR prosedürünün temel yapı taşları; resim, negatif kognisyonlar, pozitif kognisyonlar, duygular, fizksel algılar, duygusal ve kognitif değerlendirme ölçekleri, Öznel Rahatsızlık Ölçeği (Subjective Units of Disturbance, SUD) ve Kognisyonun Geçerliliği Ölçeği’dir (Validity of Cognition, VOC). 


Etkili bir EMDR uygulaması için etkili bir hedef koymak gerekmektedir. Yanlış hedef ve bileşenler, tedavinin olumlu etkilerini minimum düzeye indirebilmektedir. Tedavi gerektiren klinik boyutların sayısı ne olursa olsun, her hedef ayrı ayrı ele alınmalı ve bütünüyle işlenmelidir. Bu hedefleri belirlemek EMDR tedavisinin en önemli noktalarından biridir ve danışana maksimum fayda sağlamak için klinik olarak detaylıca üzerinde durulması gerekmektedir. Hedef bütünüyle resmedilirse, travmanın bağlamı ve durumu hem danışan hem terapist için daha anlaşılır olacak ve işlenme daha hızlı ilerleyecektir. 

İmge:

Bu ilk aşamada terapist, danışandan olayı düşünmesini ve tüm yaşananı temsil eden tek bir imgeye veya onu çok rahatsız eden kısma odaklanmasını istemektedir. İmgenin net olmaması bu noktada önem teşkil etmemektedir ve bulanık imgeler, parça parça görüntülenen olaylar danışanlar arasında oldukça yaygındır. İmge aşamasında amaç, danışanın bilinci ve beyni ile olayın depolandığı yer arasında bir bağ kurmaktır. 

Negatif Kognisyon:

İkinci aşama olan negatif kognisyon aşamasında, terapist danışandan, resimle uyumlu olarak altta yatan negatif kognisyonu ya da olumsuz öz değerlendirmeyi açıklayan bir ifade belirlemesini istemektedir. Bu ifadeye “negatif kognisyon” denmekle birlikte “kognisyon” terimi genellikle tecrübelerin bilinç boyutundaki temsilleri için kullanılırken EMDR’da bu terim, inancı ya da değerlendirmeyi anlatmak için kullanılmaktadır. Diğer bir deyişle EMDR’da “kognisyon”, danışanın kendiyle ilgili şu anki yorumunu temsil etmektedir. 


Negatif kognisyon, “Yaşanan olayla ilgili kendime dair karalayıcı inançlarım neler?” sorusunu cevaplayan ve “Ben kötüyüm / değersizim / güçsüzüm / başarılı olamam.” gibi ifadelerdir. Negatif kognisyon belirlenirken dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar vardır. Örneğin tecavüz mağduru bir danışanın, şiddet gördüğü tecavüz sahnesine dönüp baktığında söylediği “Güçsüzdüm” ya da “Korkuyordum” ifadeleri negatif kognisyon olamaz çünkü doğru tanımlardır. Betimleme doğru olduğunda gözlemlenebilir bir yeniden işleme etkisi görmek mümkün değildir. Bu sebeple tecavüz mağduru olduğu varsayılan bir danışanın negatif kognisyon örneği “Ben güçsüzüm” olabilir. Bu ifade danışanın şu anda yani terapinin yapıldığı anda, tecavüzü hatırladığında kendisiyle ilgili olumsuz inancını belirtmektedir. 


Travmatik anı uyarıldığı zaman, işlevsel olmayan bir şekilde depolanan duygu ortaya çıkmakta ve negatif kognisyon onun anlamını taşımaya hizmet etmektedir. Terapi esnasında, tecavüz mağduru danışan tarafından belirtilen “Ben güçsüzüm” ifadesi uygunsuz ve işlevsizdir çünkü bu ifadenin kullanıldığı anda tehlike ve tehdit yoktur. Böyle bir durumda, bu ifadeyi işlemek için EMDR kullanılabilmektedir. 


Bazen, bazı danışanlar negatif kognisyon belirlemede yahut ifade etmekte güçlük çekebilmektedirler. Bu gibi bir durumda, terapist tarafından danışana konsepti anlamasına yardım etmek adına bir negatif kognisyonlar listesi verilebilir. Bu noktada, danışanın negatif kognisyon belirlemede baskı altında hissetmemesi, negatif kognisyonun terapistin kendi kurgusu olması yerine tamamen danışanın kendi yaşantısından kaynaklanıyor olması oldukça önemlidir.


Eğer danışan, negatif kognisyon belirlemede güçlük çekiyorsa, terapist tarafından kendisine uygun bazı örnekler verilebilir. Negatif kognisyonların çoğu 3 kategoriye ayrılmaktadır, bunlar: (1) sorumluluk / kusurlu olmak, (2) güven eksikliği ve (3) kontrolsüzlüktür. 


Yukarıda da belirtildiği gibi negatif kognisyonu belirlemek danışana kendisiyle ilgili olumsuz düşüncesinin mantıksızlığını anlamasında yardımcı olmakta ve bir zemin oluşturarak yeniden işlenmesi gereken işlevsel olmayan bilginin uyarılmasını sağlamaktadır.

Pozitif Kognisyon:

Danışan ve terapist, hedefle ilgili negatif kognisyonu tanımladıktan sonra, EMDR seansının bir sonraki adımı olarak danışanın arzulanan pozitif kognisyonu belirlemesi, 1 değerinin “tamamen yanlış” ve 7 değerinin “tamamen doğru” anlamına geldiği VOC Ölçeği’nde değerlendirmesidir. VOC değerlendirmesi, pozitif kognisyonun objektif bir şekilde ne kadar doğru olduğuna değil, danışanın bu pozitif kognisyonu ne kadar doğru ve inandırıcı bulduğuna dayanmaktadır. 


Pozitif kognisyonun belirlenmesindeki amaç tedaviye bir yön belirlemek, uygun alternatif nöral ağları uyarmak ve terapist ile danışana ilerlemenin değerlendirilebilmesi için bir başlangıç noktası sunmaktır. EMDR seanslarının raporlarına göre bir danışanın pozitif kognisyonunun uygun ya da imkansız olması yeniden işlemeyi aksatmaya sebep olmaktadır.


Pozitif kognisyonlar belirlenirken terapist danışanından, mümkün olduğunca danışanın içsel kontrol odağını ortaya çıkaracak olan bir “Ben” cümlesi kurmasını istemelidir. Uygun pozitif kognisyonlar danışana kendi kapasitesini yeniden tanımlama şansı veren “Bu durumu kontrol edebilirim”, “Güvendeyim”, “Ben değerliyim” ve “Ben sevilebilirim” gibi kognisyonlardır. Pozitif kognisyon belirlenirken, eğer danışan “O beni sevecek” gibi bir kognisyon belirlerse, terapist kendisine danışanın diğer kişilerin düşünceleri veya davranışları üzerinde gerçek bir kontrolünün olmadığını hatırlatmalıdır. Burada hedef, danışanın kendine değer vermesi ve dış dünyadan bağımsız olarak bir denge kurmasını sağlamak olmalıdır. 


EMDR seansları ilerledikçe, danışan başta belirlediği pozitif kognisyonunu daha iyi bir pozitif kognisyonla değiştirebilir. Örneğin başta “Başarılı olabilirim” pozitif kognisyonunu belirlemiş bir danışan, seanslar ilerledikçe işleme esnasında, zaten hayatıyla ilgili birçok konuda başarılı olduğunu keşf edebilir ve kendisini sadece işiyle tanımlaması gerekmediğini fark ederek pozitif kognisyonunu “Ben değerliyim” gibi ilkinden çok daha güçlü bir kognisyonla değiştirebilir.


Negatif kognisyon belirlemede olduğu gibi pozitif kognisyon belirlemede de terapist danışana bir liste ile yardımcı olabilir. Pozitif kognisyon belirlenirken ifadenin içerisinde “değil” kelimesini kullanmaktan kaçınmak gerekmektedir. Yani “Değersiz değilim” kognisyonu yerine “Ben değerliyim” kognisyonu daha uygun ve daha terapötiktir. Bu noktada amaç, danışanın kendine dair yeni inancını ve yeni kavramı en olumlu şekilde ifade etmek olmalıdır.


Son olarak, pozitif kognisyon belirlenirken, terapist danışana en geniş aralıktaki işlevsel olmayan malzemeye genellenebilecek bir kognisyon dile getirmesi için destek olmalıdır. Örneğin daha önce merdivenden düşmüş bir danışanın pozitif kognisyonu “Merdiven çıkmayı başarabilirim” olmamalıdır çünkü böyle bir ifade ancak merdiven içeren durumlara genellenebilecektir. Oysa pozitif kognisyon, gelecekte olabilecek olaylar için mümkün mertebe danışanın kendisini ve kendiyle ilgili inancını güçlendirici nitelikte olmalıdır. 

Duygular ve Yarattıkları Rahatsızlık Düzeyi:

Danışanın duygularını ve bu duyguların yarattığı rahatsızlık düzeyini ölçmek için terapist, danışandan seansın başında konuşulan resmi ve negatif kognisyonu aklında tutmasını, hissedilen duyguyu adlandırmasını ve şu anda nasıl hissettiğini Öznel Rahatsızlık Ölçeği’nde (Subjective Units of Disturbance, SUD) derecelendirmesini ister.


Terapist, danışanın mevzubahis olumsuz olay esnasında yaşadığı stresi bildirmediğinden emin olmalıdır çünkü EMDR’ın hedeflediği işlevsel olmayan bilgidir. Başlangıçta üzücü olan olumsuz olayların bazıları, zaman içerisinde doğal bilgi işleme ile kendiliğinden çözülmektedir. EMDR’da sadece geçmiş olayın hala çözülemediği, doğal bilgi işleme ile işlenemediği durumlar tedavi için hedef alınmalıdır.


Danışanın duygusal rahatsızlık düzeyini SUD Ölçeği’yle belirlemek terapist için hangi anıların hedef alınıp çalışılması ve işlenmesi gerektiğini göstermektedir. Terapist bir karışıklık yaşanmaması adına, kafası karışıp SUD Ölçeği’nde olumlu duygularını derecelendirmeye çalışan danışanı, bu ölçeğin yalnızca rahatsızlık veren duygular için kullanılması gerektiğini hatırlatmalıdır. 

Beden Duyumları:

EMDR tedavisinin en önemli öğelerinden biri de danışanın beden duyumlarının belirlenmesidir. Sözel yeteneğin henüz gelişmediği erken dönem çocukluk travmalarında travma ifade edilemediği için bedene kaydedilmektedir. Klinik deneyimler, danışanın travmatik anıya odaklanmasıyla meydana gelen bedensel duyumların EMDR tedavisi için çok kullanışlı odak noktaları olduğunu göstermektedir. Bu duyumlar, kalp atışının hızlanması, terleme ve kaslarda gerginlik, heyecansal bir gerilimle ilişkili olabileceği gibi olumsuz inançla da bağlantılı olabilmektedir.


EMDR tedavisinde, imge danışanı artık hiç rahatsız etmiyor olsa da beden duyumunun kontrol edilmesi için bedensel tarama ile sağlama yapılmalı ve bedensel duyumlar tamamen ortadan kalkana kadar işlemeye devam edilmelidir. Her EMDR oturumu beden taraması yapılarak tamamlanmalıdır. 

Yazı dizimizin bir sonraki bölümünde EMDR Evreleri konusunu işleyeceğiz.

Kaynak:

 Shapiro, F. (2016). EMDR: Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (Çev. Murat Şaşzade, Işıl Şansoy.) İstanbul: Okyanus Yayınları

 Kavakçı, Ö., Doğan, O., Kuğu, N. (2010). “EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme): Psikoterapide Farklı Bir Seçenek.” Düşünen Adamlar ve Nörolojik Bilimler Dergisi. (23)195-205